1. Mucize İddiası
2. Ayet Yorumundaki Çarpıtma
3. Bilimsel Çarpıtma
4. Sonuç


1. Mucize İddiası

  • Harun Yahya (Adnan Oktar)’a ait sitelerden:
    Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı? (Mürselat Suresi, 25) Yukarıdaki ayette “toplanma yeri” olarak çevrilen “kifaten” kelimesi, “canlıların, meskenlerinde toplanıp himaye edilmeleri, barınmaları; canlı ve cansızların toplandıkları yerler; üzerinde şeyler yığılan; toplanan yer” anlamlarını taşımaktadır. Yeryüzünün bir “toplanma yeri” olduğunu bildirmek için kullanılan bu kelime -kifaten- Arapça’da “kefete” kökünden türetilmiştir ve “toplamak, kendine çekmek, kucaklamak” anlamlarına gelmektedir.

    Bilindiği gibi yeryüzü, yerçekimi kuvveti etkisiyle insanları ve üzerinde barındırdığı tüm canlı ve cansız varlıkları merkezine doğru çekmektedir. Ayette geçen “kendine çekmek” fiili ile yeryüzünün bu çekim kuvvetine bir yönüyle işaret ediyor olması muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.)

    Dünya üzerinde hayvanları, bitkileri, insanları ve diğer tüm varlıkları kendine doğru çeken yerçekimi sayesinde, insanların yere basmaları, cisimlerin uçmadan kondukları zeminde durmaları, atmosferin dağılmadan Dünya’yı çevrelemesi, yağmurun yeryüzüne düşmesi mümkün olur.

    Tarihteki en büyük bilim adamlarından kabul edilen Isaac Newton yerin bu özelliğini araştırmış ve 1687 yılında ilk kez Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri)adlı eserinde yerçekiminden söz ederek, tüm zamanların en büyük bilimsel keşiflerinden birini yapmıştır. Hatta, Newton’un yerçekimi kuvvetinden bahsederken kullandığı Latince “attraere” kelimesi de, “çekme, biraraya getirme” anlamını taşımaktadır.

    Ancak 17. yüzyılda tanımlanan Dünya’nın dört büyük kuvvetinden birisine, Kuran’da dikkat çekilmesi, Kuran’ın Allah’ın Katından indirildiğinin delillerinden sadece biridir.


2. Ayet Yorumundaki Çarpıtma

Yanlış okumadınız! Yukarda aynen alıntıladığımız metin gerçekten de mucizecilerimiz tarafından yazılmıştır. ”Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kıldık” cümlesinin 17. yüzyılda Newton tarafından formüle edilen Kütle Çekimi Kanunu’na işaret ettiğini ve bunun ”Kuran’ın Allah’ın katından indirildiğinin delillerinden sadece biri” olduğunu söylemekteler.

Önce Mürselat/25 ayetinin çeşitli meal ve tefsirlerine bakalım…

Mealler:
Diyanet İşleri Meali(Eski): Biz yeryüzünü dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

Diyanet İşleri Meali(Yeni): Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?

Diyanet Vakfı Meali: Biz yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?

Elmalılı Hamdi Yazır Meali
: Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?

Ömer Nasuhi Bilmen Meali: Biz yeri bir toplantı mevzii yapmadık mı?

Süleyman Ateş Meali: Arz’ı toplanma yeri yapmadık mı?

Yaşar Nuri Öztürk Meali: Yeri, bir toplanma zemini yapmadık mı?

Muhammed Esed Meali
: Biz toprağı toplanma yeri yapmadık mı

Ali Bulaç Meali: Yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?

Abdülbaki Gölpınarlı Meali: Yeryüzünü, bir toplantı yeri olarak halk etmedik mi?

Suat Yıldırım Meali
: Gerek diriler ve gerek ölüler için Biz dünyayı toplanma yeri kılmadık mı?

Şaban Piriş: Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı?

Ümit Şimşek Meali: Yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı?

=> KAYNAK

Görüldüğü üzere hiçbir mealde ”çekme” olarak yorumlanabilecek, yerçekim kuvvetini ufacık biçimde çağrıştırabilecek bir ifade yok.

Biz yine de bazı tefsirlere de bakalım:

  • Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Mürselat/25:

    KİFÂT, eklemek ve toplamak mânâsına gelen kökünden türetilmiş olup kale gibi, birbirine katılıp sıkışarak toplanılacak yer, dernek yeri ve Ebu Ubeyde’nin sözüne göre “kap” demektir. Biz buna meâlde “tokat” dedik. Bu tokat, “sille” mânâsına tokat zannedilmesin. Sürüden sapıp da ekinlere, bağ ve bahçelere dalan kaçak hayvanların bekçiler tarafından tutulup hapsedildikleri yere de Anadolu Türkçesi’nde tokat denir. Nitekim Tokat ilinin ismi de bunu andırır. Buna Rumeli’nin bazı yörelerinde “kapı” denildiğini de duydum. “Tutuklama evi” mânâsına “kapı altı” tabiri de Anadolu’da yaygın idi.

  • Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Mürselat/25 (Akçağ Yayınları: 22/386-388)

    Arapça’da, “el-kifâf’ yapışmak, toplanmak, sığınmak anlamlarına gelir. Nitekim, “yapıştırdım, ekledim, kattım, uladım” anlamında, denilir. Yine, içine konulan herhangi bir şeyi zay etmediği zaman, bir dağarcık hakkında, denilir. Ve yine, küçük tencereye, bakraca, kaba çanağa, dif (kıft) denilir.Keşşaf sahibi şöyle der: ekleme ve ulamaya verilen ad olup, bu tıpkı, Arabîarın, “eklenen, bir araya gelen şeylere” demeleri gibidir. Ve yine Arapça’da, “Bu kapı, diğerlerin cımâ’ı”, yani kendisine açıldığı ana kapıdır denilir.

  • Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Mürselat/25 (Ensar Neşriyat: 7/178)

    Keft; toplamak ve katmak demektir. Yeryüzü bütün insanları topluyor ve kendine katıyor. O, insanların annesi gibidir. Canlılar onun üstünde, ev ve yurtlarda oturur; ölüler ise, toprağın karnında, kabirlerde oturur.

Görüldüğü üzere konunun uzmanlarının açıklamalarına göre de bu ayette ”çekme”, ”çekim kuvveti” gibi anlamları çağrıştırabilecek hiçbir yaklaşım bulunmamaktadır. Zaten ayetin bağlamına bakmak bile bunu anlamak için yeterlidir. ”Murselat” kelimesi “gönderilenler” anlamına gelir ve surede kıyametin, hesap ve azabın gerçekleşeceği; Allah’ın kudreti ve günahkârların akîbeti konu edilmektedir. Ne yerçekimi ile ilgili bir beyan vardır ne de kütle çekimi ile…

”Toplanma yeri” kelimesinden “yer çekimi” anlamı çıkarabilmek için subjektivizm ve keyfilik şarttır. Şayet sözcükler üzerinden böylesi zorlama ve keyfi yorumlarla mucize iddia edilecekse Homeros’un ‘İlyada’sı bu yönden daha zengindir. Zira orada “kütle çekim kuvveti”ni çağrıştıracak daha fazla sayıda ifade bulunmakta… Bunu temel alarak nasıl Homeros’un yer çekimini bildiğini iddia edemezsek o durumda da böyle bir savı dile getiremeyiz.


3. Bilimsel Çarpıtma

Üstelik söz konusu ayette -mucize iddiacılarının bile kabul ettiği üzere- üstünde yaşadığımız yeryüzünden (yani Dünya gezegeninden) bahsedilmektedir. Kütle çekim kuvveti ise evrendeki tüm cisimlerle ilgili bilimsel bir gerçektir. Yani sadece Dünya gezegeni değil bütün kütleli cisimler, içinde ve üstünde barındırdıkları maddeler için bir ”toplanma yeri” konumundadır. Dünya’nın evrensel bir toplanma yeri olması da söz konusu olamaz. Aksi halde “Dünya gezegeninin diğer gezegenler, yıldızlar, galaksiler, kara delikler vs. için de bir toplanma yeri olması gerektiği” gibi bir saçmalığı savunmak zorunda kalırız.

Ancak bütün evreni sadece Dünya’dan ve Dünya üzerine kurulmuş göklerden ibaret sanan, üstünde yaşadığımız Dünya’yı evrenin merkezi olarak kabul eden bir evren algısına göre ”Yeryüzünü toplanma yeri kıldık” ifadesi anlamlı olabilir.

Kuran’da hakim olan bu ilkel ve yanlış evren alıgısı için ayrıca bkz:
”Evrenin Genişlemesi” => ”3. Kuran’daki Evren Algısı”
”Altı Günde Yaratılış” => ”3. Altı Günde Yaratılış”ın Çarpıklığı
”Göklerle Yer Arasındakilerin Yaratılışı” => ”3. İddianın Tutarsızlığı”


4. Sonuç

Mürselat/25 ayetini ne kadar evirip çevirsek de çekim kuvvetini çağrıştırabilecek hiçbir ifade devşiremeyiz. Sadece bütün Türkçe mealler değil söz konusu kelimenin Arapçadaki yapısı, anlamları ve etimolojisini açıklayan en muteber tefsirler de bunu teyid etmektedir. Ayette sadece Dünya’nın bir ”toplanma yeri”, ”mesken”, ”barınak” vs. olduğu söylenmektedir. Bu ise modern bilimsel gerçeklere işaret etmek bir yana -tam tersine (eğer ayeti mucizecilerin yaptığı gibi bilimsel bir bağlama çekecek olursak)- gerçeklerle çelişmektedir. Yeryüzü (yani Dünya gezegeni) uçsuz bucaksız evren içerisinde -bugün biliyoruz ki- sadece bir toz taneciği hükmündedir ve ancak kendi barındırdığı maddeler için bir ”toplanma yeri” olarak görülebilir.

Kuran’da Dünya’nın kendi barındırdığı maddeler için bir ”mesken”, ”toplanma yeri” olduğunun geçmesini bir ”mucize” olarak adlandırmak ise bu mucizelere inanması istenen okuyucunun zekâsına hakarettir.

Yukardaki makaleyle ilgili görüşlerinizi, öneri ve eleştirilerinizi
>burada<

paylaşabilirsiniz.

Popularity: 8%

Comments are closed.